Konu başlığımız Özgüven. Özgüvenle ilgili önemli bir iddiada bulunup ispat etmek zorundayım da, özgüvenim YOK. Evet, gerçekten özgüvenim yok oluverdi birden.

Ne demek özgüvenim yok oluverdi birden? Basbayağı yok oldu işte. Vardı da mı yok oldu, baştan beri mi yoktu? Özgüven kendi mi kayboldu, yoksa Sen mi onu kaybettin? Çoktu da azaldı mı, yoksa zaten az idi de hepten mi yok oldu? Özgüvenin sarsıldı mı, yıkıldı mı, yoksa yerle bir mi oldu? Yeri yurdu neresiydi? Özgüven çok yüksek olur mu? Tavan yaparsa, tavana ne olur? Tavan yapıyorsa, dip te yapar mı?

Hakikaten nedir bu özgüven? Yerinde durmayan, oynak, kaypak, kaçak, gel git, değişken, güvenilmez bir şey sanki. Kimine az, kimine çok, kimine ehhh şöyle böyle doğuştan verilen yaratıcı bir güç mü? Genetik mi, yoksa anne babanın eğitim tarzı ve tutumuyla küçük yaşlarda kazanılan ya da açığa çıkan bir yetenek mi? Sorular, sorular, sorular… Sayfalarca sorar, kafa yorar düşünürüm. Özgüven olmayınca düşünmek neye yarar ki…

Birçok psikolojik/ ruhsal sorunun başlaması, ortaya çıkması, patlak vermesi, bardağın taşması ya da kırılmasına neden olan; özgüven kaybı noktasıdır. Sıradan ya da ciddi bir şeyler olmuş, özgüven darbe almış, belki de bir anda yerle bir olmuştur. Adeta özle bağlantı ya da film kopmuş gibidir. Hayata küsmeler, depresyon, panik atak, kriz geçirme, bayılma, takıntı, falan filan bir yığın teşhis havada uçuşmaya başlar.

Tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan çıkar? Biz bunu tartışa dururken; Tilki ikisini de gözüne kestirip ham yapar iş biter. Hastaya geçmiş olsun, kullan ilacı, bekle ki özgüvenin yerine gelsin. Vay, tüh, hay Allah…

ÖZGÜVEN; bir insana kendini yetersiz, değersiz ve önemsiz olduğunu hissettirebileğiniz ve onu yakalayıp köşeye sıkıştırabileceğiniz en hassas noktasıdır. Bir tür “yumuşak karın” dediğimiz şişme noktasıdır.

İnsanın şişme noktasını (ego/benlik) bulup onu balon gibi şişirebilir, bir anda havasını alıp tıssss özgüvenini yerle bir edebilirsiniz de. Bir klinik psikolog olarak Ben bunu özellikle ve bilinçli olarak yaparım. Bir anda kişinin özgüvenini sarsar yerle bir ederim. Moralini bozar kendinden şüpheye düşürürüm. Kafasını karıştırıp, allak bullak ederim. Taşları yerinden oynatırım. Neden?

Sağlam, sağlıklı ve tabii bir özgüven inşa etmek ve kazandırmak için. Çünkü özgüven o kadar yanlış bilinen, yanlış anlaşılan ve tanımlanan bir kavram ki; kişiyi tutarsız ve dengesiz yapabiliyor. Sahte ve yapmacık bir kâğıttan Kaplan yapabiliyor.

Baskın karakterler ve dışa dönük kişilikler özgüvenli zannedilirken, içedönükler ve pasif ya da nötr olanlar özgüvensiz kabul edilebiliyor. Konunun bunlarla hiç mi hiç ilgisi yok aslında. Çünkü Özgüven ne bir duygu, ne de bir karakter özelliğidir. O, kişinin Varlık bilinç seviyesidir. ÖZü tanıma ve ÖZüne güvenebilme bilincidir. İnsan tanımadığı bir Varlığa nasıl güvensin ki? Güven, tanımaktan ve bilmekten doğar.

ÖZünü tanıyanın bir daha özgüven sorunu olmaz. Yok geldi, yok gitti, yok kayboldu, tavan yaptı, dip yaptı, çöktü, az, çok, yüksek, alçak, v.s… bunların hepsi hikaye… ÖZ, her AN ve her şartta ye-rin-de-dir. Ara bul, keşfet, tanı, tanış… Ya da, bulan ve bilen birine git. Sana yerini ve yurdunu gösterir. Çok kolay…

Oh be! İşte şimdi moralim yerine geldi. Başta YOK olan özgüvenim de VAR oluverdi birden. İnsanın morali (dayanma gücü) de özgüvenden kaynaklanıyormuş meğer. Vay be! Harika hissediyorum kendimi…

Kıssadan hisse: Demek ki, özgüveni olan bir insanın iddiası oluyor. Özgüven, insana önce bir iddia veriyor, sonra da onu ispat ettirmek için içten dışa destek veriyor. Neden? ÖZ, Kendi Varlığını ve Gücünü bizimle ispat ediyor. Kime? Uyanalım diye Bize. “Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az!” diyelim ve bitirelim…

Eğer Sizin ya da bir yakınınızın “Özgüven” sorunu var ise,

profesyonel destek alabilirsiniz…